Muhammet Reşat Demir

Muhammet Reşat Demir


GÜNAH KEÇİSİ BULMAK!

04 Ocak 2022 - 12:00

Değerli okurlarım hepinize merhabalar. Bugün sizlere “Günah Keçisi” kavramından yola çıkarak birkaç şeyden bahsetmek istiyorum. Günah keçisi, suçsuz olduğu halde başkalarının suçu üzerine yüklenilen kişi ya da topluluğa verilen isimdir.
Günah keçisi kavramına çeşitli toplumlarda değişik zamanlarda rastlanır. Bu inanışın Antik Yunan medeniyetlerinde de karşılık bulduğu söyleniyor. Tek farkı ise günahları yüklenenlerin insan olması. Eski Ahit’deki Kefaret Günü ayinlerinde, Yahudi kavminin günahları simgesel olarak bir erkek keçiye yüklenirdi. Bu keçi kurayla seçilir ve Azazel adlı kötü ruhu yatıştırmak ve Yahudi kavmini günahlarından arındırmak için Kudüs dışında bir uçurumdan aşağıya atılırdı. Kura ile seçilen iki keçiden biri Tanrı’ya diğeri ise Azazel’e sunulurdu...
Keçi sürüsü içinden seçilen iki erkek keçi, biri Tanrı’ya, diğeri de şeytanın diğer bir ismi olduğu söylenilen Azazel’e gönderilirdi. Rivayete göre, keçilerden biri kesiliyor, diğeri ise çöle bırakılıyor ya da bir tepeden aşağı atılıyordu.  Antik Yunanistan’da veba ve benzeri afetleri hafifletmek ya da önleme amacıyla günah keçisi olarak insanlar kullanılırdı.  Antik Yunan’da yaşanan doğal afetlerden ya da salgın hastalıklardan sonra beladan kurtulmak için günah keçisi belirlendiği ve bir tür ayin yapıldığı rivayet ediliyor. Apollon için düzenlenen Thargelia adı verilen festivalde, kurayla bir kadın ve bir erkek seçilerek dövülüyor, şehrin dışına kadar sürüklenip taşlanıyordu. İncil’de de bahsedilen günah keçisi ayini, baş rahibin duasıyla başlar ve her yıl tekrar edilirdi.
İncil’de bahsedildiği şekliyle, baş rahip keçinin başını tutarak halkın günahlarını itiraf ederdi ve devamında günah keçisi kesilirdi. Diğer keçi ise gökten düşmüş melek olarak tarif edilen, şeytanın bir ismi olduğu söylenen, Azazel’e gönderilirdi. Azazel adlı kötü ruhu yatıştırmak için gönderilen bu keçi ise bir tepeden aşağı atılır ya da çöle bırakılırdı. Bu gelenek, birçok inanç topluluğunda ya da din dışı topluluklarda farklı şekillerde kendini gösterir. İbret-i alem olsun diye, birileri, hedef seçilir ve verilmek istenen mesaj “kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla" dır. Bir insana yapılan bu haksız eylem, aslında bütün bir topluma yöneltilmiş bir tehdittir. Bir yanlış vardır. Aslında kişi o yanlışın uzaktan da olsa bir parçasıdır. Ama yanlışın kendine faturası, zararı, kendinin elde ettiğinden ya da talep ettiğinden daha azdır. O kişi, hedef seçtiği kişiyi günah keçisi yaparak toplumsal öfkeyi ona karşı kanalize etmek ister. Bu şekilde kendini hem vicdanen tatmin etmek, en azından toplumun gözünde bu konuda itibar sahibi olmak ve kendi rakibini devre dışı bırakarak kendi payını o işle ilgili artırmak ister.
Mesela bir döviz bürosu, bu konuda çok kolay bir şekilde bir bankayı, bir bankacı Merkez Bankasını suçlu ilan ederek hem kendi payına düşen sorumluluğu örterek hem de sureti haktan gözükerek kendi sorumluluğunu baskılamak isteyebilir. Bir yerli dondurmacı örneğinde, aslında Çin’e karşı duyulan öfke ve Doğu Türkistan davası ile ilgili hassasiyet bir şekilde kendini göstermesi gerekiyordu. Sorun o kahvehanenin bir Doğu Türkistan derneği etkinliğine mekanını tahsis etmemesi ve Çin’de de yatırım yapan bir yerli marka olarak Çin’deki yatırımcısını zora sokmamak için ifade ettiği birkaç cümle, kendi markası için iç piyasada ciddi bir darbe oldu.  Aslında bu olay bir bakıma, “kızım sana söylüyorum gelinim sen anla” kabilinden diğer kuruluşlar için de uyarı mahiyeti taşıyor. Doğu Türkistan, Çin yönetimi ve bölgede yaşanan trajik olaylar ekonomiyi de politikayı da birinci derece etkileyebiliyor.
Genel olarak benzer hassasiyetlerin karşıdaki hedefi linç etmek değil, onu itidal noktasına çekmek noktasında olmalıdır. Yabancı sermayeye teşvik uyguluyorsun ve o firmanın geldiği ülke ile Türkiye arasında sorun yaşanınca, yatırımcı da yerli ortağı da bundan zarar görebiliyor. Ya da zincir marketler örneğinde olduğu gibi, siyaset, bürokrasi, meslek örgütü, üretici, toptancı, tarım girdileri ile ilgili maliyet artırıcı unsurlar bir kenara bırakılıp, zincir inceldiği yerden kopartılıyor. 5 zincir marketten söz ediliyor ama 50 bölgesel, 500 kadar da yerel gıda marketleri var küçük ölçekli. Bunlar piyasada iş yapamaz hale gelirse çok daha büyük bir felaket yaşanabilir. Dolayısı ile gerekirse bunun için ayrı bir istihbarat oluşturup, caydırıcı baskı uygulamadan, bir yanlışlık olduğunda anında müdahale edilebilir ve konu zabıtanın insafına bırakılmadan, tüketici derneği, yargı, meslek odası, bağımsız bir akademisyen konuyu inceleyip karara bağlayabilir. Yani yatırımcıların kötü niyetli girişimlerine izin verilmemesi gibi, yatırımcının kışkırtılan toplumsal öfkeye de kurban edilmemesi gerekir.
Genellikle yanlış tek kişide, tek kurumda ya da nihai noktada değildir. Süreç içindeki yanlışlıklar zincirinin topyekûn takibi gerekir. Yoksa domino etkisini gözden kaçırarak, altta kalanın can çıksın, bana dokunmayan yılan bin yaşasın diyerek bu sorunu çözemeyiz. Bundan maliye de kamu da zarar görür. Öfkeyle kalkanlar, zararla otururlar, kaş yapayım derken göz çıkarırlar. Taammüd ya da taksir, kim kamuya zarar vermişse, politikacı, bürokrat ya da STK temsilcisi, tüccar, yerel yönetimden ya da iş dünyasından kim olursa olsun verdiği zararı tazmin etmeli ve yerine göre cezalandırılmalı. Aksi halde su-i misal emsal olur! Dövizdeki dalgalanmanın sorumlusu kim! Ya da demir, çimento, enerji maliyetleri, hangi alanda ne gibi bir sorun varsa, sorumlusu kim olursa olsun, daha sorun oluşur oluşmaz üzerine gidilmeli. 
Yazıma burada son verirken, geç kalınan müdahale fayda sağlamaz.  Geciken adalet, adalet değildir. Bu işte kayırma olmamalı.  Birileri hedef seçilip, günah keçisi de yapılmamalı. Adalet herkes için en iyi olanıdır. 
Ben Urfa Yazar Gazetesi Köşe Yazarı Harran Üniversitesi Sosyoloji Bölümü öğrencisi Muhammet Reşat Demir haberimi okuduğunuz için sizlere teşekkür eder şükranlarımı sunarım bir sonraki haberimde görüşmek üzere. Sağlıcakla Kalın.