Mehmet Şahin

Mehmet Şahin


Züğürt Ağa Filmine Sosyolojik Bakış

24 Şubat 2021 - 23:47

Züğürt Ağa Filmine Sosyolojik Bakış
1985 yapımlı Türk dram filmi olan Züğrüt Ağa feodaliteyi, kapitalizmi ve patriarkal (ataerkil) sistemlerini eleştirel bir bakış açısıyla ele alan başyapıt filmidir. Bu filmde usta oyuncu Şener Şen’in canlandırdığı Ağa rolünün dışında herkesin bir ismi vardır. Bir tek Ağa’nın ismi filmde zikredilmez. Bunun nedeni de Ağa’nın bir bireyden ziyade bir sosyal statü olarak ortaya çıkarılmasıdır. Ağalık onun sosyal kimliğidir, gücünü bu kimlikten almaktadır. Filmin başında Ağa’nın köye giriş sahnesinde davul zurna ile karşılanması Ağa’nın elini öpmek için marabaların (burada filmde geçen dil kullanılmaktadır) sıraya girmesi ve marabaların büyük bir hürmet göstergesi Ağa’nın sosyal statüsünün gücünü göstermektedir. Feodal sistemde Ağa sadece toprağın sahibi değil aynı zamanda toprağın üstünde yaşayanların da sahibidir. Onların (köylülerin) tüm eylemlerinde söz ve tasarruf sahibidir. Filmde de Abuzer Ağa’nın Ağa’ya kente göç etmesini telkin ettiğinde Ağa’nın “bu kadar insan (köylüler) elimize bakar onları bırakmak olmaz” diyerek bütün köylünün geçiminin Ağa olarak kendi vazifesi olduğunu görmektedir. Aynı zamanda Ağa’nın “bırakıp gidersem dost-düşman ne der” sözü de içerisinde bulunduğu sosyal çevrenin Ağalık algısına ters düşeceğinden korkmaktadır. Filmin daha onuncu dakikası tamamlanmadan kadına şiddet ön plana çıkmaktadır. Bu şiddeti ilk Ağa’nın babasından görmekteyiz. Ağa’nın babası üzerine kuma almayı kabul etmediği için karısına şiddet uygulamaktadır. Burada da çok eşliliğe vurgu yapılmaktadır. Ağa’nın Babasının “ben kari istirem” sözü üzerine orada hazır bulunan Abuzer Ağa, Ağa’ya babasını bir doktora göstermesini tavsiye eder. Fakat Ağa modern tıpa pek yanaşmaz hatta “Pir Habab’ın halledemediğini doktorlar mı halledecek” diyerek modern tıbbı reddeder ve onun yerine alternatif tıp ve/veya Pir Habab gibi okuyan/üfleyen hocaları tercih etmektedir.

Filmde toplumsal cinsiyet eşitsizliğine de çokça yer verilmektedir. Bunlardan birini Ağa’nın çocuklarının babalarından para istedikleri zaman Ağa’nın erkek çocuğa verip kız çocuğuna “sen kızsın” deyip onu geri tepmesi toplumsal yapıdaki cinsiyetçiliği ve patriarkal yapıyı gözler önüne sermektedir. Bir diğer önemli örnek olay da Kekeç Selman’ın kız kardeşini (Kiraz’ı) Ağa’nın babasına başlık parası adı altında satmasıdır. Bu “alışveriş” işleminin ahırda yapılması da oldukça ironik bir durumdur. Patriarkal (ataerkil) sistemde kadın bir satılan-alınan üzerinde pazarlık yapılan bir nesne haline gelmiştir.

Köyde Ağa’nın otoritesi karşısında bir başka gücü de görmekteyiz o da bu gücü dini statüsünden alan Şıh Hazretleridir. Köylülerinin dini duygularını sömüren Şıh Hazretleri köylüleri kuraklıktan kurtaracak tek güç olarak görülmektedir. Köylülere göre Şıh Hazretlerinin yağmur duası onları bu kuraklıktan kurtaracaktır. Ağa ise bu kuraklığın nedeninin birinin işlediği kabahatten olduğunu ve babasının işlediği bir suçtan dolayı bu durumda olduğunu düşünmektedir. Hem köylülerin hem Ağa’nın düşüncelerine baktığımızda köyde pozitivizmden uzak teolojik bir toplum yapısının hakim olduğunu görmekteyiz. Şıh ile Ağa arasında hem geçmişten kalma hem de partiler sebebiyle bir çatışma yaşanmaktadır. Ağa köylülerin oylarını para karşılığında satın alırken öbür taraftan Şıh Hazretleri de dini statüsünü kullanarak köylülere cennetten tapu dağıtarak oylarını almayı başarmıştır. Filmde hem dini sömürüye hem emek sömürüsüne çokça yer verilmektedir. Filmde marabaların kendi aralarında “üçün üçünü beklerken aldık mı üçün birini” sözleri emek sömürüsünün şiddetini de göstermektedir.

Filmde her ne kadar feodalizmin çöküşü anlatılsa da tam olarak feodalizmin bittiğini söylemek güç olur. Kent merkezlerinde kapitalizmin hayaleti dolaştığı gibi kırsal bölgelerde de feodalizmin hayaleti evrim değiştirerek gezmektedir.      
               
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum