Berrin Çoban

Berrin Çoban


SAHNE ARKASINDAKİLER

02 Mayıs 2020 - 01:27 - Güncelleme: 02 Mayıs 2020 - 01:53

Bugün hayatlarımıza çok büyük katkısı olan, tükettiğimiz çoğu üründe emeği geçen . ama maalesef bu emeklerini göremediğimiz bireyler üzerine bir yazı yazmak istedim.

Hepimiz gündelik yaşantımızda; giyinme, barınma, beslenme, vb. gibi temel ihtiyaçlarımızı karşılayarak bir yaşam sürdürürüz.  Bu ihtiyaçlar bizim için yaşamsal bir öneme sahiptir. Ve devamlılığımız açısından gerekli bir konumdadırlar. Peki bu ihtiyaçlarımızı nasıl gideriyoruz?, ihtiyaçlarımızın bize sunulmasının arkasında kimler var ? ..Bu soruları biraz düşündükten sonra cevap olarak; yaşamımızda sahip olduğumuz/tükettiğimiz her üründe görünmeyen bir emeğin olduğunu görebiliyoruz.

Temel ihtiyaçlarımızdan biri olan  giyinme ihtiyacımızdan başlayabiliriz; giydiğimiz her giysi, bir ürün olma özelliğinin yanında; tekstiller gibi büyük işletmelerde çalışan  bireylerin bazen, ‘ mesai’ denen ek çalışma süresine kalmalarıyla yorucu bir günün yüküyle hizmete, pazarlara yetiştirdikleri bir emek ürünüdür de.  Bu ürünler bizlere sunulduğunda bizler bu ürünleri sadece giyiyor, ürünleri üreten emekçileri tanımıyoruz.
Bir diğer ihtiyacımız; ‘Barınma ihtiyacı ‘. Bu ihtiyaç da bireyler için oldukça önem teşkil eder. Çünkü toplumsal etkileşimin çok hızlı yaşandığı günümüzde; bireyler, kamusal alan dışında, kendini rahatça ifade edebildiği, ve gerçek sevgi bağlarını gösterebildiği özel bir alana ihtiyaç duyar. Bu alan’da çoğu zaman bireyin sınırlarını dış dünyadan ayırdığı;’ evi, pansiyonu , vb.’ yaşam alanı olur.

Peki sizce bu yaşam alanlarının, iş yerlerinin, vb. yapıların inşasında kimlerin emeği var ? Biraz düşündükten sonra, ağır koşullar altında çalışan, düşme korkusuyla işini yapan inşaat işçileri cevabını  görürüz. Yani; barınma ihtiyacımızın giderilmesinde de  karşımıza emeği ile geçinen çalışanlar,emeklerini görmediğimiz  işçiler var. Ve bu işçiler korkmak gibi bir lükse sahip olmadan ailesini geçindirmek üzere çalışmak zorundadır. Bir diğer ihtiyacımız da ‘Beslenme ihtiyacı’… Bu ihtiyacımız da devamlılığımız açısından  oldukça önemlidir. Bu ihtiyacımızın  giderilmesinde de   emeğini görmediğimiz bireyler var. Beslenme döngümüzü bu bireylerin işlevselliği boyutunda ele alalım. En basit  olarak ekmek’ ten başlayalım. Bir ekmek bize sunulana dek çoğu emekçinin/çalışanın elinden geçer.Bu emekçiler; buğday tarlarında çalışan işçiler, un fabrikalarında çalışan işçiler ve sonra bu un’ u  ekmek haline getirip zorlu durumlarda bile bize ulaştıran fırıncılar….

Temel gıdalarımızın üretiminde yine fabrikalarda çalışan, nefisleriyle mücadele etmek zorunda kalan işçilerle birlikte bu gıdaları bize sunan, hatta artık evlerimize kadar bize ulaştıran market çalışanlarının, kasiyerlerin, emeği yadsınamaz derecede yüksektir.  Özellikle gelişen teknoloji sayesinde artık kitaptan, dekorasyona; gıdadan, giysiye her türlü ihtiyaç ve isteğimizi biz hiç rahatsız olmadan bizlere ulaştıran kargo çalışanlarının, seyahat ederken üzerinde güvenli bir biçimde araba sürelim diye sıcağın altında çalışma pahasına, yol yapımında çalışan işçilerin, ve daha buraya sığdırmadığım birçok alanda emek gösteren bireylerin  hayatımızın işleyişinde rolü oldukça büyüktür.  Peki hayatlarımızı bu denli kolaylaştıran, hayatlarımıza dokunan bu  elleri kaçımız görüyor?
İşte tam bu noktada; sosyoloji literatüründe önemli bir konuma sahip Kanadalı sosyolog Erving  GOFFMAN’ın ‘sahne önü/ sahne arkası ‘ kavramlarını çalışan bireyler üzerinde yorumlamak istiyorum. Sahne önünde yani; madalyonun görünen kısmında mühendisler, başarılarını konuştuğumuz işletme sahipleri, vb. meslek grupları bulunur. Tabi ki bu meslek grupları da oldukça önemli işler başarmakta, bir işin gidişatını planlayıp, o işin başarılı bir şekilde gerçekleşmesinde etkili olmaktadırlar. Bu bağlamda emekleri alkışlanacak düzeydedir. Sahne önü’ü hepimiz görüyoruz. Peki sahne arkasında bir ürünü belirli bir güne yetiştirmek için emek harcayan,  ve çalıştığı işletme daha iyi yerlere gelsin diye titizlikle işini yapan bireyleri kaçımız görüyoruz? Veya sahne önündeki bireyleri alkışlarken, sahne arkasındaki bireyleri alkışlıyor muyuz?

İşte temel konumuz bu. Oysa bana göre başarılı bir işletme sahibinin arkasında, onu destekleyen ve onun için işini büyük bir ustalıkla yapan çalışanları vardır. Aslında bu yazımda anlatmak istediğim nokta bu. Bireyler olarak neden sadece  ekonomik sermayesi fazla olan bireylere saygı duyuyor, onları alkışlıyoruz?

Alkışlanacak başka bireylerde yok mu? Bence bu böyle olmamalı. İhtiyaçlarımızı her daim gideren, hayatlarımıza dokunan çalışanları da görmeliyiz. Üstelik bu çalışanlar hayatımızın her anında bizim iyi bir yaşam sürmemizde oldukça etkili.  Onlara saygı duymalı, onları da alkışlamalıyız. Çünkü emek somut bir kavramdır ve oldukça kıymetlidir. Emek gösteren her kesimden birey gurur kaynağı olmalı, ötekileştirilmemelidir. Bir işçi de toplumsal sistemin ilerleyişinde çok büyük bir öneme sahiptir. Her meslek grubu toplumun bir işlevini yerine getirir.ve hepsi de değerlidir.

Gelir düzeylerine bakmaksızın hayatımızı kolaylaştıran her çalışana saygı duymalı, emeklerini alkışlamalıyız.  Bugünkü yazımın sonuna geldim. Emek gösteren ve çalışan her bireyi gerçek manada görüp, onları alkışlamak dileği ile… Sevgiyle kalın….
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum